İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
REKLAMLAR
  • Join the Party!
    Online parti ajansınız bugece nereye gitsem nerde ne var diyorsanız iletişime geçin! 0 (532) 563 40 68
Derya Şensoy, Hayalim Sahnede Annem Gibi Olmaktı
Magazin - 8 Mart 2013

derya-sensoy-hayalim-sahnede-annem-gibi-olmakti

Derya Baykal’la Ferhan Şensoy’un büyük kızları Müjgan Ferhan Şensoy, bir sene önce üniversiteyi bitirip New York’tan döndü. Anne ve babasının izinden gidip tiyatrocu olmayı kafasına koyan Şensoy, şimdi ilk oyunu “Masal Müfettişi”nde oyunculuk sınavı veriyor.

Kendinizi sahnede hayal etmeye başladığınız zamanları hatırlıyor musunuz?

- Kardeşim de (Derya Şensoy) ben de sinema, tiyatro ve televizyon dünyasının içinde büyüdük. Böyle olunca, ister istemez kendini sahnede hayal ediyorsun. Ben daha ilkokuldayken bile “Büyüyünce oyuncu olacağım” diyordum.

Lisede farklı bir meslek geçmedi mi aklınızdan?

- Üsküdar Amerikan Lisesi’nde okurken bir ara politikaya merak saldım. Diplomat olmak istiyordum. Bir süre ona çok eğildim ama sonra benim istediğim anlamda diplomasinin çok ütopik olduğunu anladım.

Sizin hayal ettiğiniz diplomasi nasıl ki?

- Ben bir sanatçının bakış açısından diplomasi yapmak istiyordum galiba. Ailemden aldığım düşünce özgürlüğüyle bir şeyleri değiştirebilme inancım vardı. Zaman içerisinde o inancımı kaybettim ve bunu ancak sanatçı olarak yapabileceğime karar verdim. Benim diplomasiden anladığım şey, meğer sanatmış.

New York Üniversitesi’nde okumak istemenizin sebebi neydi?

- Lisede bir hocam vardı, o New York Üniversitesi’nden mezundu. Bizim okulda seçmeli sinema dersi veriyordu. Film okumaya karar verdikten sonra okulları araştırdım. 10 okula başvurdum. En çok istediğim, hocamın da etkisiyle New York Üniversitesi’ydi. Kabul edilince uça uça gittim.

NEW YORK’TA SAÇMALASAN BİLE KİMSE FARK ETMİYOR

Yurtdışında okumak istemenizde, anne ve babanızın ünlü olmasının da etkisi var mı?

- Evet… Aslında bu kararı verirken böyle bir etkinin farkında değildim. Oradaki yaşantımı düşününce bunu gördüm.

Nasıl bir yaşantı bu söz ettiğiniz?

- Orada sokakta yürürken saçmalasan bile kimse fark etmiyor. Burada ise kim olduğunu biliyorlar. Yan masada “Derya Baykal’ın, Ferhan Şensoy’un kızı” dendiğinde “Bir dik oturayım” diyorsun. Hata yapmaktan korkar hale geliyorsun. Hata yapmaktan korkunca da hiçbir şey yapmaz hale geliyorsunuz.

“Küçükken kendimi sahnede hayal ediyordum” dediniz. Burada konservatuvara neden gitmediniz?

- Konservatuvara gideyim diye düşündüm ama sonra dedim ki; ben sınava gireceğim, jüride ya annemin, babamın çok yakın arkadaşları ya da onları sevmeyen birileri oturacak. Çok sevenler olursa insanlar diyecek ki; “Annesini, babasını seviyorlardı, o yüzden aldılar okula”. Sevmeyenler olsa, ben gerileceğim. Bunları düşününce konservatuvar fikrinden korkmaya başladım. Bir de o dönem abim sinema okumuştu, onunla sette çok vakit geçiriyordum, ona da özendim.

New York’ta okumuş olmanın en büyük artısı ne?

- Bir dönem okulda oyunculuk dersleri aldım. Özgürce saçmalayabileceğim derslerdi bunlar. Burada o kadar rahat olamazdım. Ders aldığınız ortamda, etrafınızdakilerden utanmamanız lazım. Burada olsaydım, insanlar “Derya Baykal’ın, Ferhan Şensoy’un kızı nasıl da beceremiyor?” derler korkusuyla kompleks içine girecektim büyük ihtimalle. Bu yüzden New York belki de bir kaçıştı.

OYUNDA ROL ALMAYI İSTİYORDUM AMA BUNU BABAMLA PAYLAŞMADIM

New York’a giderken oyunculuktan tamamen vazgeçmiş miydiniz?

- Giderken vazgeçmiştim. “Ben sinemacı olacağım, film yöneteceğim” demiştim. Ama içimden “nasıl olsa bir şekilde oynarım” da diyordum. Sonra orada oyunculuk bölümünden dersler aldım.

Oradan döndükten sonra, “Masal Müfettişi”ne başlayana kadar neler yaptınız?

- Ben döneli bir sene oldu. Abimin yanında sette çalıştım. Kamera arkasında reji asistanlığı yaptım. Babamın bir oyunundaki kısa filmleri çektim. Bir de abimle internet için bir format yarattık. Ben yazdım, beraber çektik.

Babanız “Masal Müfettişi”nde oynamanızı teklif etmeden önce ona “Oyunda ben de yer almak istiyorum” demiyor muydunuz?

- Benim aklımda hep vardı da bunu babamla hiç paylaşmamıştım.

Ferhan Şensoy’un biraz sert bir görünüşü var. Tepki vermesinden mi korkuyordunuz?

- Korku değil de, “oyununda kızını oynatmış” densin istemiyordum. Ben söyleseydim, öyle olurdu. Benim talep etmemem gerekiyordu.

JIMMY FALLON’UN PROGRAMINDA ÇALIŞTIM

New York’ta okurken, oradaki çalışma ortamını görme şanısınız oldu mu?

- NBC’de, “Late Night With Jimmy Fallon” programında asistanlık yapıyordum. Bir sürü insanın hayalini kurduğu bir işti bu. Belki biraz daha çalışınca başka bir pozisyona geçerdim ama onlar burada ailemle bir şeyler yapma fikri kadar beni tatmin etmedi.

Jimmy Fallon’la çalışmak nasıldı? Orada işler nasıl yürüyor?

- İnanılmaz disiplinli. Dört ay kadar çalıştım orada, hayatımdaki en önemli tecrübelerden biriydi.

Kaç kişiydi ekip?

- Programda 100-150 kişi çalışıyordu. Yazar takımı 20, asistanlar 15 kişiydi. Her şey o kadar sistemli ve düzgün işliyor ki… Baştan sona programın provası yapılıyor mesela. Akşam 11’de program varsa, saat 15.00’te sokaktan seyirci topluyorduk, provayı izlesinler diye. Tiyatro oyunu gibiydi.

Hiç Jimmy Fallon’la sohbet etme şansınız oldu mu?

- Oldu oldu. Jimmy Fallon’la “Hi, hello!” (Merhaba) diyorduk birbirimize. (Gülüyor) Asansörde karşılaştık bir-iki kez, çok heyecanlandım. Çok rahat, komplekssiz bir adam. Arada bizimle sohbet ediyordu, espri yapıp fikrimizi alıyordu.

Orada dünyaca ünlü isimlerle tanışma fırsatı da bulmuşsunuzdur…

- Evet, bir keresinde Robert De Niro’yla el sıkışmıştım. Tribeca Film Festivali’nde görev almıştım, bir filmin galasında “Robert De Niro gelince herkesi uzaklaştır, sadece sen yanında dur” dediler. O gün el sıkışmıştık. O üç saniye hayatımın en önemli anlarından biriydi.

Sizin programdaki göreviniz tam olarak neydi?

- Müzik koordinatörünün asistanı olarak çalıştım. Bir kere de bir skeçte oynadım. Samuel L. Jackson’ın yer aldığı skeçte.

Orayı bırakıp gelmek zor olmadı mı?

- Oldu. Çok özlüyorum. Geldikten sonra da bir süre bocaladım zaten. Oradaki hayata çok alışmıştım.

Ne zorladı sizi en çok?

- Burada yaptığınız işin kıymeti bilinmiyor. Bu ilk başlarda hayal kırıklığı yarattı. Orada ufacık bir şey bile yapsanız, ne bileyim gelecek müzik gruplarının içecek listesini hazırlasanız, bunun takdirini alıyorsunuz. Sizi motive ediyorlar. Burada kendinizi parçalasanız da takdir göremiyorsunuz. Bunu değiştirmek de bizim görevimiz belki de. Bence çok güzel bir gençlik yetişiyor, özellikle sanatla uğraşan gençlik için konuşuyorum.

ANNEM İLK OYUNUMU İZLERKEN AĞLAMIŞ

“Masal Müfettişi”ne geri dönelim. İki roldesiniz; biri Gretel, diğeri ne?

- Diğeri aslında babamın “bilmiş kız” diye yazdığı bir karakter ama provalar sırasında benim arayışlarımla “maço kız” gibi çıktı. Hafif dayı bir karakter oldu.

Oyun neyi anlatıyor?

- “Artık masalların da teftiş edilme, denetlenme zamanı geldi” diyor babam, özetle bunu anlatıyor oyun.

Masalların günümüze uyarlaması diyebilir miyiz?

- Bir masal dünyası yarattı babam oyunda. Değişik masallardan karakterler bir araya geliyor. La Fontaine karakteri bir anlatıcı gibi oyunda. Babamın deyimiyle, masal dünyasının imparatoru La Fontaine. Aralarda da masalların bildiğimiz sahnelerini babamın üslubuyla anlatıyoruz. Uyarlama demek çok doğru olmaz ama masalların arasına günümüz Türkiye’siyle ilgili absürt olaylar yerleştiriyoruz diyebiliriz.

Prömiyerde ilk kez sahneye çıktığınızda neler hissettiniz?

- İlk 10 dakikasını hiç hatırlamıyorum. Seyirciyi de hiçbir şekilde görmedim. Bir de ilk oyunda çok fazla arkadaşım geldi, ben sahneye girdiğimde çok alkışladılar. Bizde babam dışında pek oyuncu alkışlanmaz.

Babanızın tepkisi ne oldu bu duruma?

- Babam, “İlk oyununda alkış aldın, bu ne yahu!” diye espri yaptı.

Oyundan sonra anne ve babanızın yorumları ne oldu?

- Babam çok güzel şeyler söyledi. “Çok memnunum, seninle gurur duyuyorum” dedi. Annem, kardeşim, abim ve eşi de çok güzel yorumlar yaptı. Annem ilk oyunu Derya’yla el ele izlemiş, duygulanıp ağlamış.

Sahnede olmak istemenizin sebebi sadece babanız değildi sanırım?

- Tabii ki tek sebebi babam değil. Biz Derya’yla küçükken annemi izleyip, eve gelince aynanın önünde onun söylediği şarkıları okurduk. Hayalim sahnede annem gibi olmaktı. Zaten çevremdekiler “Annenin gençliğini gördük sahnede” dedi, bu beni çok mutlu etti.

Belki bir gün annenizle de sahneye çıkarsınız…

- Belki bir şey yazarım, annemi de kandırırım, birlikte sahneye çıkarız. Öyle bir hayalim var.

TİYATRODAN İLK MAAŞIMI ALDIM

Şimdi siz Ortaoyuncular’ın maaşlı bir oyuncusu oldunuz, değil mi?

- Evet, ilk maaşımı da aldım.

Röportaj yaptığım bir tiyatro oyuncusu “Tiyatro parası çok bereketli olur” demişti, öyle miymiş?

- İnşallah… Çok fazla emek harcanan, bunun karşılığında öyle deli paralar kazanılmayan bir meslek. Belki de o küçücük para, çok emek sarf edildiğinden dolayı bereketlidir.

Babanız az maaş mı veriyor?

- Herkes kadar diyeyim. Tiyatroda çok büyük maaşlar olmadığını herkes biliyor.

BABAM YOKKEN DİSİPLİNİ KARDEŞİM DERYA SAĞLIYOR

Ben sizi daha çok babanıza, kardeşiniz Derya Hanım’ı da annenize benzetiyorum. Huylarınız da benziyor mu?

- Herkes farklı bir şey söylüyor. Beni daha çok anneme benzetenler oluyor. Annemi konservatuvar döneminden tanıyan arkadaşları, sesimizi benzetiyorlar. Huylar açısından Derya aynen babam. Hatta babamın hafif korkutan bir bakışı vardır, o bazen Derya’da da oluyor. Tiyatroda babamın yarattığı disiplin ortamını o yokken Derya sağlıyor. (Gülüyor)

Siz annenizin en çok hangi huyunu almışsınız?

- Bilmiyorum ki… Duygusallık diyeceğim ama o babamdan da geçen bir huy. Aşırı yüksek bir merhamet duygum var, bazen kendime zarar verecek derecede. O annemden geçmiş olabilir. Kendimi karşı tarafın yerine koyma huyum annemden geçmiş olabilir. Bu oyunculuk açısından da çok faydalı bir karakter özelliği.

KONUŞMAK BİLE AYIP

Basında haberleriniz yer almaya başladı. Aşk haberleri sizi rahatsız ediyor mu?

- Ben böyle şeylerin konuşulmasının bile ayıp olduğunu düşünüyorum. Bunları konuşurken utanıyorum. İki-üç samimi arkadaşım dışında arkadaşlarımla bile paylaşmam bunları. Bir şey varsa vardır yoksa yoktur, kimseyi ilgilendirmez. Küçüklüğümüzden beri böyle şeylerle karşılaşıyoruz, o yüzden bu haberlere gülüp geçmeyi öğrendik…

Hürriyet / Gülbahar Karakuş

YORUMLAR
iLGiNiZi ÇEKEBiLiR